allah yolunda infak ile ilgili kıssalar

3Yasin ve dua. “Şa’ban-ı şerîfin onbeşinci, Berât gecesi akşam namazından sonra üçkere Yasin sûresi ve her birinin sonunda bu Berât duâsı okunacaktır. Birinci Yâsin-i Şerîften sonra bu duâ okunurken Allah’ın saîd kullarından olmak niyyetiyle okunacaktır. İkinci defa okunurken hayırlı ömür uzunluğu niyyetiyle Hz Adem kıssasında Şeytan ile insan arasındaki savaş (düşmanlık) anlatılırken, geçen bazı olayların yorumu bize bu savaşın mahiyeti hakkında uyarıcı fikirler veriyor. Çünkü bu savaş Allah'a verilen sözle Şeytan'ın kışkırtmaları, iman ile küfür, hakk ile batıl, hidayetle sapıklık arasında süren kesintisiz Onunmükellefiyeti Allah'a kulluktur. Kulluk: Allah ve Resûlunün emirlerini, Allah ve Resûlu emrettiği için, Allah ve Resûlunün emrettiği biçimde münakaşasız, mukabelesiz ve itirazsız yerine getirmedir. Ancak insanda yaratılışı itibarıyle varolan, EsasenKur’an’la inşa olmuş bir akla sahip olan Hz. Ali’nin sözünde dile gelen bu hakikatin kaynağında da yine Kur’an vardı. Zira Kur’an infak konusunda mü’minlere Allah’ın cömertliğini hatırlatıyordu: “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak veren ve her başakta yüz dane bulunan tohuma benzer. Allahtan hakkı ile korkun ve ancak her şeyi bilir. Mallarını Allah yolunda hayra verip de sonra başa kakmayan, alanların gönlünü kırmayan kimselerin Allah katında kendilerine has mükâfatları vardır. Allah'ın mesela şu emrine icabet ederek malını Allah yolunda infak etmekten hatta Ebu Bekir Radıyallahu Anha’da my heart will go on piano chords. Allah yolunda vermenin, infâkta bulunmanın önemi nedir?İnfak, gerek hısımlardan ve gerekse diğer insanlardan yoksul ve muhtaç olanlara para veya mâişet yardımı yaparak onların geçimini sağlama demektir. Kur'an-ı Kerîm'in pek çok âyetinde, müminlere "Allah yolunda infak" emir ve tavsiye edilmiş, Allah yolunda harcayanlar övülmüştür. Allah Teâla, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır "... Aranızdan, inanıp da Allah rızası için harcayan kimselere büyük ecir vardır."[1] "Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir. O, her şeyi bilendir."[2] "Mallarını gizli ve açık olarak gece ve gündüz harcayan kimseler var ya, işte onların Rableri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır."[3] "Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın…"[4] İmkânı olduğu halde fakirlere, düşkünlere, yetimlere yardımcı olmamak, cehenneme gitmeye sebep olacak bir tutumdur. Bunu, şu âyetten de anlamaktayız "...Sizi bu yakıcı azaba sürükleyen nedir? diye sorarlar. Onlar, derler ki 'Biz, namaz kılanlardan değildik. Bir de düşkün kimseyi doyurmuyorduk."[5] Allahu Teâlâ, takva sahibi müminleri anlatırken, onlar hakkında şöyle buyurmaktadır "Kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler."[6] Ayetten de anlaşıldığı gibi insana malı, rızkı veren Allah'tır, insan bunun bilincinde olmalı ve yoksullara karşı cimri kesilmemeli, muhtaç olan insanları koruyup gözetmelidir. Böyle yaptığı takdirde sevabını ve karşılığını Allahu Teâlâ’dan fazlasıyla alacaktır. Çünkü Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur "Kim, din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da ona yardımda bulunur. Kim, bir Müslümanın bir sıkıntısını giderirse Allah da onun, kıyamet gününde bir sıkıntısını giderir."[7] Bollukta ve darlıkta infâkta bulunmaya gayret etmelidir. Cenâb-ı Hakk “O takvâ sâhipleri ki, bollukta da darlıkta da Allâh için infâk ederler; öfkelerini yutarlar ve insanları afvederler. Allâh da, bu şekilde davranan ihsân sahiplerini sever”[8] buyurmaktadır. Allâh Rasûlü, hiçbir şeyi olmayanı dahi infâk seferberliğine teşvik ederdi. Meselâ Ebû Zer -radıyallâhu anh- ashâbın en fakirlerinden olduğu hâlde onu bile infaka dâvet eder ve şöyle buyururdu “–Ey Ebû Zer! Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy ve komşularını gözet!”[9] Bunun içindir ki, ashâb-ı kirâm dâimâ bir infâk seferberliği içinde olurlardı. Tebük seferi için Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-, malının yarısını getirmiş; Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhü anh- ise malının tamamını infâk etmiştir. Aile fertleri arasında büyük sıkıntı içinde olanlar varken uzakta olanlara yardım etmeye kalkışmak maslahata uygun düşmez. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur "Bir kimsenin sarf edeceği en faziletli dinar, kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan arkadaşlarına harcadığı dinardır"[10]. Âile fertlerine yapılacak harcama aynı zamanda sadaka hükmündedir. Hadiste şöyle buyurulur "Bir müslüman, aile fertlerinin geçimini, Allah'ın rızasını umarak sağlasa bu, kendisi için sadaka olur". Ayeti kerimede de şöyle buyurulur "...Anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan hizmetçi ve benzeri kimselere iyilik edin..."[11] Ekonomik durumu iyi biri için infâkın en faziletlisi kişinin muhtaç durumda bulunan hısımları için yaptığı harcamalardır. Peygamberimiz -sallâllâhü aleyhi ve sellem-"İnfâka önce kendinden, sonra nafakası senin üzerine vacip olan kimselerden başla!"[12] buyurarak bu hususa dikkat çekmiştir. Kadının eğer kocası fakir ise malından yardım yapması gerekir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık olan kimselerdir"[13] . ŞAFİİ MEZHEBİ VE ŞAFİİ HAZRETLERİ Şafi mezhebi; İmam Şafi’ye nisbet edildiği için bu adla anılmıştır. Şâfi mezhebinin kurucusu sayılan İmam Şafi 767 Hicri 150 yılında Gazze şehrinde Filistin doğdu. Şafi mezhebi önce Mısır’da sonra kısmen Suriye, Yemen, Irak ve Mâverâünnnehir’de yayıldı. Günümüzde Irak, Suriye ve Anadolu’nun güney ve doğu bölgelerinde Şafi mezhebi yaygındır. Dipnotlar [1] Hadid sûresi, 7. ayet [2] Bakara sûresi, 261. ayet [3] Bakara sûresi, 274. âyet [4] Münafikûn sûresi, 10. ayet [5] Müddessir sûresi. 40-44. ayetler [6] Bakara sûresi, 3. ayet [7] Sahîhu’l-Müslim, Kitabü’l-Birr ve’s-Sıla, 58. [8] Âl-i İmrân sûresi, 134. âyet [9] Müslim, Birr, 142 [10] Müslim, Zekât, 38; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel, V, 279, 284 [11] Nisa sûresi, 36. ayet [12] Buhâri, Zekât 18, Nafakât 3; Müslim, Zekât 41; Tirmizî, Zekât 38, Zühd 32; Nesaî, Zekât, 51, 53, 60 [13] Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19 Kaynak Hasan Serhat Yeter, FIKIH 1 Şafii Mezhebi, 2017 İslam ve İhsan İslam’da tesettür nedir, nasıl olmalı? Tesettür neden gerekli? Tesettür neden ve ne zaman farz kılındı? İşte tesettürle ilgili ayet ve hadisler… İslâm gelmeden önce Arap yarım adasında tesettür diye bir âdet mevcut değildi. İslâm’ın ilk yılla­rında da İslam’ın yeterli taban... 5 Temmuz 2019 tarihli, “Neslin Korunması Erdemli Bir Nesil, Huzurlu Bir Gelecek” konulu cuma hutbesi yayınlandı. ” Neslin Korunması Erdemli Bir Nesil, Huzurlu Bir Gelecek” konulu cuma hutbesinin tam metni Peygamberimizin Temizlik Adabı NESLİN KORUNMASI ERDEMLİ BİR NESİL, HUZURLU... Resulullah sav bir keresinde, "Hanginiz, varisinin malını kendi malından daha çok sever?" diye sordu. Cemaat "Ey Allah'ın Resul, içimizde, herkes kendi malını varisinin malından daha çok sever" dediler. Bunun üzerine "Öyleyse şunu bilin Kişinin gerçek malı hayatında gönderdiğidir. Geriye koyduğu da varislerinin malıdır." Ravi Hz. İbnu Mes'ud Kaynak Buhari, Rikak 12, Nesai, Vesaya 1, 6, 237-238 Resulullah sav buyurdular ki "Bir dirhem, yüzbin dirhemi geçmiştir." "Bu nasıl olur, ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. Şu cevabı verdi. "Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan daha iyisini tasadduk etti. Diğeri ise, malının yanına varıp, malından yüzbin dirhem çıkardı ve onu tasadduk etti." Ravi Hz. Ebu Hüreyre Kaynak Nesai, Zekat 49 Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki "Sehâvet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Câhil sehâvet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever." Ravi Hz. Ebu Hüreyre Kaynak Tirmizi, Birr 40, 1962 Rabbim dilediği kimsenin nasibini bollastirir, dilediğinin nasibini de kısar. Siz hayır yolunda her ne harcarsanız Allah onun yerini doldurur. O rızık verenlerin en hayırlısıdır. Sebe' süresi 39. Gerçekten Allah'ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. FATIR/29 Ey iman edenler, hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmeden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Bakara Suresi, 254 Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah'ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilir. Bakara-261 Örttüğü zaman geceye, Açıldığı zaman gündüze, Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki, Bundan böyle her kim malını Allah yolunda hayır için verir ve günahlardan korunursa, Ve en güzel olanı lailahe illlallahı doğrularsa, Biz onu en kolay yola cennete muvaffak kılacağız. Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür. Ve en güzeli de yalanlarsa, Onu da en zor yola hazırlarız. Çukura yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak. O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir. Onun yanında, başka bir kimse için karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur. O ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir. Hz. Peygamber sav, sahibi bulunduğu maldan en fazla infak eden insandı. O’ndan herhangi birşey istenirse az veya çok mutlaka birşey verirdi. Verdiğinden dolayı duyduğu sevinç ve neşe, alan kişinin sevincinden daha fazlaydı. "Cimrilik etme ki Allah da sana olan nimetlerinden esirgemesin. Malının fazlasını saklama ki Allah da fazla olan keremini senden menetmesin." Müslim Resulullah sav yarın için hiçbir şey biriktirmezdi. Tirmizi Resulullah sav bir hadis-i kudside, Allah Teala hazretlerinin şöyle söylediğini haber verdi "Sen infak et, ben de sana infak edeyim." Efendimiz devamla dedi ki "Allah'ın eli yedullah doludur. Gece ve gündüz boyu yapılan arkası kesilmez infaklar onu azaltmaz. Arz ve semavatın yaratılaşından beri Allah'ın infak ettiklerini düşünün! Bunlar, O'nun elindekinden hiçbir şey eksiltmemiştir. O'nun Arş'ı suyun üzerindeydi. Elinde mizan da var, alçaltır, yükseltir." Ravi Hz. Ebu Hüreyre Kaynak Buhari, Tevhid 22,35, Tefsir, Hud 2, Nafakat 1, Müslim, Zekat 37, 993, Tirmizi, Tefsir, 3048 Resulullah sav bize ikindi namazı kıldırmış idi. Selam verince acele ile cemaati yarıp evine girdi. Halk onun bu telaşesinde hayrete düşmüştü. Ancak geri dönmesi gecikmedi. Gelince, halkın merakını yüzlerinden anlayan Hz. Peygamber şu açıklamayı yaptı "Yanımda kalan birkısım altın vardı namazda onu hatırladım. Beni alıkoyacağından korktum ve hemen gidip dağıttım." Ravi Hz. Ukbe İbnu'l-Haris Kaynak Buhari, Ezan 155, Amel fi's-Salat 18, Zekat 20, İsti'zan 36, Nesai, 104 3, 84 Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor "Resulullah ASM buyurdular ki "Sadaka vermede acele edin. Çünkü belâ sadakanın önüne geçemez.'' "Mal sadaka ile eksilmez.'' Müslim Sadakayı vermekte israf olmaması.. Fakir olmak korkusuyla sadakanın terkedilmemesi.. Minnetin olmamasına.. Çünkü veren Allah'tır, kul ise bir vasıtadır. Ey iman edenler, eğer siz Allah'a yardım ederseniz, Allah'da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz." 47/7 İnfak, İslam düşüncesinin, Allah'a gereği gibi kulluk etmenin, imanı bir bedel ile İsbat ve ifade etmenin kaçınılmaz bir yolu, Allah için nefsi ve malı arındırmanın bir gereğidir. İnfak; lügatte sarf etmek harcamak, malı elden çıkarmak anlamına gelir. Tanımından da anlaşılacağı üzere maddi şeyler için söz konusudur. Yani Kur'ani ifadeyle "RIZIK OLARAK VERİLENLERDEN" infak edilir. Lugavi anlamını biraz daha detaylandırdığımız zaman; harcama, bir gaye ile karşılık bekleyerek / ya da beklemeyerek feda etme, fidye verme, teberru, bir şey ya da bir beklenti için sarf etme anlamlarını ifade eder. Ayrıca tünel anlamına da gelmektedir... Ne Fe Ka Kaf fail kalıbında kullanıldığında; Fare, yuvasına girdi, olduğundan başka başka görünmek Münafıklık gibi anlamlar kazanır Nifak ve Münafık da aynı kökten türetilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de bu kelimenin 4 Dört boyutta kullanıldığını görüyoruz; a- Harcamak, sarfetmek. Bu harcama cümledeki yerine göre Zekat verme, yardımda bulunma, sadaka verme, İslami toplumu kalkındırıp güçlendirmek için yapılan yardım, teberru anlamları kazanır. Ayrıca Mal harcayıp yahut dağıtıp fakir düşme anlamına da gelir ki mesela 17/100 bunu anlatır. "Deki Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, o vakit harcayıp bitirmek korkusuyla muhakkak tutar hiçbir şey vermezdiniz. Zaten insan çok cimridir." b- Harcanan mal Harcama Yukarıda zikredildiği gibi ya teberru ve yardım maksadıyla, ya karşılığında bir şey elde etmek için, ya da şahsi ve ailevi ihtiyaçları gidermek için yapılır... "Allah onların yapmakta oldukları amellerinin en güzeliyle mükafatlandırmak için küçük büyük yaptıkları her harcama, geçtikleri her vadi onların lehine yazılmıştır." 9/121 "Siz nafaka namına her ne verir veya ne adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur." 2/276 c- Tünel anlamında kullanılmıştır. "Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geliyor ve senin de gücün yetiyorsa yerin derinliğine inecek bir Tünel veya göğe çıkacak bir merdiven ara ki onlara bir mu'cize getiresin. Allah dileseydi elbet onları hidayet üzere toplardı." O halde sakın cahillerden olma." 6/35 d- Münafıklık etmek, İman etmediği halde mü'min gibi görünmek, kalben küfrettiği halde zahirde müslüman imajı vermek anlamında kullanılmıştır ki, kanaatimizce kelimenin köküyle alaka kurduğumuzda şöyle bir bağlantı çıkabilir "Kendini dünya ve onun geçici menfaati uğruna harcayan, kendini yolunda feda eden, sahip olduğunu dünyaya sarfeden". Nafik kelimesi müfali kalıbında münafık şeklinde kullanılır. Yine Fare deliğine girdi anlamıyla da kendi habis düşüncelerini kalbinde gizleyen, Fare'nin deliğine girip saklanması gibi nünafıkın da karanlığa girip hakiki kimliğini gizlemesi şeklinde bir anlam yakınlığı ortaya çıkar. Mevzu münafıklar olmadığı için asıl meseleye geçmek yerinde olur. Ancak münafıklık ve münafıklarla ilgili şu ayetlere bakılabilir; 3/167; 59/11; 9/67-68-77-97-101; 33/73; 48/6 ; 57/13; 8/49; 9/64; 33/12-60; 63/1,7,8... Asıl Mevzumuz olan a şıkkında inceleyeceğimiz infak konusunu, Kur'an bütünlüğünde tasnifi bir usulle incelersek hem ayetlerin toplu dökümünü birden vermemiş hem de daha nesnel bir boyutta incelemiş oluruz. İnfak, kapsamlı ve kuşatıcı bir salih ameldir. Zekat, sadaka, bunun kapsamına girdiği halde, bunlarla sınırlı değildir. İnfak olayı bunları içine aldığı gibi bunlardan ayrı, sürekli, her zaman ve zeminde ifa edilen /edilmesi gereken bir ameldir. İnfak için ne bir miktar, ne de bir vakit konmamıştır ki bu salih amelin iman mücadelesindeki ehemmiyetinin anlaşılması için kafi bir işarettir. İnfak; ihlas, itaat, sadakat, cihad, velayet, kardeşlik ve diğer sosyal sorumlulukların vazgeçilmez bir unsurudur. Müminler infak ederek, ihlas, takva fedakarlık ve adanmışlık ile kulluklarını perçinler, "hannasın" vesveselerine, dünya metaının süslenmişliğine, nefse ve onun verdiği tamaha sırt çevirip Rablerine yönelir ve karşılığını ancak O'ndan bekler, yalnız O'na teslim olduklarının şahitliğini yaparlar. İslam toplumunun oluşturulması, yaşatılması ve ayakta kalıp devam ettirilmesi için infak eylemi olmazsa olmaz bir gereklilik, imani bir sorumluluktur. Allah'u zü'l-celal müminleri tarif ederken "Kendilerine verdiğimiz rızık-tan İNFAK ederler" ifadesiyle mü'minlerin özellikleri belirtiliyor. "Allah yolunda infak edenlerin durumu, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah lütuf sahibidir her şeyi bilendir." 2/261 "Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyilerinden ve size yerden çıkardığımız rızıkların temiz olanlarından infak edin. Size verildiğinde gözü yumulu alamayacağınız kötü malı, hayır diye infak etmeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah Ganiy'dir. Hamîd'dir." 2/267 "Onlar ki gayba iman eder 2/3 namazlarını ikame eder ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler." 8 /3; 22/35; "Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, bir başkasının malı olmuş bir köle ile, katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli-açık infak eden bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? HAMD Allah içindir. Fakat onların çoğu bilmezler." 16/75 "İman eden kullarıma söyle; Namazlarını ikame etsinler, ve kendisinde ne alışveriş ne de dostluk olmayan bir gün gelmeden kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli açık infak etsinler." 14/31 "De ki; rabbim kullarından dilediğine bol rızık verir veya kısar. Siz hayra ne İnfak ederseniz Allah onun yerine başkasını verir. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır." 34/39 "Kim Allah'a güzel bir borç verirse, Allah'da onun karşılığını kat kat verir ve ona büyük bir ecir vardır." 57/7 "Allah'ın kitabını okuyanlar, namazlarını ikame edenler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak edenler asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler." 35/29 ve 3/92; 57/10; 8/60; 47/7... Ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi iman ile infak eşitlenmekte; kulluğun pratik bir isbatı ve bunun sonucunda kat kat kazancı olan bir ticaretin müjdesi ile mü'minler infak'a teşvik edilmektedir. Nefsin önündeki engelleri sünnetullah çerçevesinde aşarak infak ile pekişen imanın tablosu resmedilmektedir. Adeta canlarının olduğu gibi mallarının da Allah'a satıldığını tescil etmeleri istenmektedir. Verecekleri mallarının, paralarının ve diğer variyetlerini ve borcun güzeli Karzen-Hasenen ve kazançlı bir yol" olduğu beyanıyla eksilen mallarının daha dünyada iken artacağı müjdelenmektedir. İntakın makbul olabilmesi için mutlaka Allah yolunda olması Allah rızası için sarf edilmesi gerekmektedir. Bunun dışında yapılan infaklar heba olmuştur, zayi olmuştur ve Allah katında bir karşılık görmeyecektir. Bu yüzden infak etmeyenleri cimrilik edenleri Kur'an tahkir edip utandırıyor. " Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe BİRR'e iyilik eremezsiniz. Her ne İnfak ederseniz. Allah onu bilir." 3/92 "Bedevilerden öyleleri vardır ki infak ettiğini angarya sayar ve sizin başınıza belaların gelmesini bekler. O bela kendi başlarına gelmiştir. Allah semi ve Alim'dir." 9/98 "Sizler Allah yolunda infaka çağrılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, cimriliği ancak kendine karşıdır. Allah Ganiy'dir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz yerinize başka bir topluluk getirir ve onlar sizin gibi de olmazlar." 47/38 bkz; 9/54; 4/38-39; 8/36; 57/10... Allah'a ve O'nun Dinine Muhalefet Edip Zarar Vermek İçin İnfak Edenler Allah'a ve O'nun dinine karşı savaş açan tağutlar bütün imkanlarını seferber ederek zarar vermek, fitne çıkarmak yeryüzünü ve ekini ifsad edip, küfrü ve zulmü yaygınlaştırmak isterler. Bunu büyük bir ibadet telakki eden tağutlar ve yandaşları her halükarda tevhide ve kurtuluşa çağıran bir ses, bir kıpırtı işittiklerinde, en ufak bir hareket gördüklerinde, servetlerini, canları dahil bütün varlıklarını feda etmekten geri durmazlar. İşte bu zalim tağutların bu yaptıklarıyla bütün amaçları fitne çıkarma Dinden döndürme atalar dinini koruma, hayra engel olma, tekebbür, İstiğna, şirk, zulüm, ifsad ve kurulu batıl düzenlerini korumak ve yaşatmaktan başka bir şey değildir. Bu vasıflar kafirlerin en bariz vasıfları ve emelleri olmuştur. Bu vasıflar artık onlarda bir ahlak, bir din ve karakter olmuştur. Veyl olsun onlara; "İnkar edenler var ya, onların malları da, evladları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır. Onların bu dünyada yapmakta oldukları harcamaların durumu İNFAK kendilerine zulmetmiş bir kavmin ekinlerini vurupta mahveden kavurucu bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi fakat onlar kendilerine zulmettiler." 3/116-117 "Şüphesiz küfredenler mallarını Allah yolundan alıkoymak FİTNE için infak ediyorlar. Daha da İnfak edecekler ama sonunda bu onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlub olacaklardır. Kafirlikte ısrar edenler ise cehennemde toplanacaklardır. 8/36 bkz. 18/42 İnfak Şekli Rabbimiz için ve nasıl İnfak edeceğimizi bildirmekle beraber teferruata girmemiş hikmet gereği müminlerin iman, fedakarlık ve teslimiyetlerini imtihan için alanı serbest bırakmıştır. Ancak infak olayını hayatın her zaman dilimi ve her alanına teşmil ederek vakıanın ehemmiyetini belirtmiştir. "O takva sahipleri ki bollukta da, darlıkta da Allah için intak ederler, öfkelerini yutarlar, ve insanları affederler. Allah'da muhsinleri sever." 2/219 "Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyilerinden ve size rızık olarak yerden çıkardıklarımızın temiz olanlarından intak edin. Size verildiğinde gözü yumulu alamayacağınız kötü malı hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah Ganiy'dir, Hamid'dir." 2/267} "Sana Allah yolunda ne infak edeceklerini soruyorlar, De ki; infak ettiğiniz şey ana-babanız, akrabalarınız, yetimler, miskinler ve yoksullar içindir. Allah yaptığınız her hayrı bilir." 2/215 "Onlar intak ettiklerinde ne israf ederler, ne de cimrilik ederler. İkisi arasında vasat bir yol tutarlar." 25/67 "Onlar rabblerinin rızası için sabreden, namazı ikame eden kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık infak eden ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte dünya yurdunun güzel sonucu onlarındır." 123/22 bkz. "/29 ; 2/274-261; 9/99; 16/75... Burada da intakın, hayatın her alanında yani bolluk ve darlıkta, gece ve gündüz, malın en iyisi ve en güzelini sevdiğiniz şeylerden olmasını, ihtiyaçtan fazla kalan, ne aşırısını verip kendisi muhtaç olacak derecede ne de eli sıkı cimrilik ederek değil vasat bir yol üzere ana-babaya, akrabalara, yetimlere, miskinlere ve yoksullara yolda kalmış veya yolculara yapılmasını, en önemlisi bunların Allah yolunda 32/16; 2/261; 28/54... intak edilmesini söylüyor. Gizli olmasını, nefsin ileri gitmemesi, kabarıp, şımarmaması, gösteriş olmaması, başa kakıp rencide etmeden, fakirleri incitmemesi 2/262; 4638-39 için isterken açık olmasını da mü'minlere bir örnek, bir teşvik olması, hayırlarda yarışılması 23/60-61, İslam toplumunu güçlendirip kalkındırmak, İslami otoriteyi desteklemek 8/60 için defalarca ve ısrarla vurguluyor, Özellikle "ALLAH YOLUNDA" ifasının kullanıldığı zaman yer ve mekan belirtmemesi dikkat çekicidir. Allah yolunda olması, mücadele, cihad, dayanışma, kalkınma, eğitim, barınma, beslenme, hayatın içinde olan bütün haillerde Allah'ın dinini yüceltmek, yeryüzünü ve ekini inşa ve ıslah etmek, kısacası bütün salih amelleri kapsamak üzere bu ifade kullanılıyor. İnfak ve Mücadele Boyutu "Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Onunla Allah düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz ama Allah'ın bildiği kimseleri korkutasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz size eksiksiz ödenir ve haksızlığa uğratılmazsınız." 8/60 "Yine onlar rabblerinin davetine icabet eder ve namazlarını İkame ederler. Onların işleri aralarında şura iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda infak ederler." 42/38 " Korkuyla ve ümitle rabblerine yalvarmak için vücutları yataklarından uzaklaşır ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden Allah yolunda infak ederler." 32/16 "Hayır olarak infak ettikleriniz sizin iyiliğiniz içindir. İnfaklarınızı ancak Allah için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa karşılığı size tam olarak verilir. Ve asla haksızlığa uğratılmazsınız." 2/272 İmanın isbatı tağutu/tağutları kesin ve net bir şekilde reddedip bir tek Allah'a kulluğu kabul etmektir. Bu da salt bir teori ve kuru ifade olarak kalmaz/kalamaz. Allah'a sahih bir iman ile salih bir kulluk için tağutun fiili bir şekilde reddedilip, bunun ortadan kaldırılması için Allah'ın emanet olarak verdiklerini samimi, bilinçli/basiretli ve fedakar bir şekilde seferber etmek kaçınılmazdır. Bu mücadelenin sağlıklı bir zeminde oturtulması için de mü'minlerin şûra ile hareket edip erimiş kurşun gibi saf bağlamaları gerekir. 61/1 Yine bilinçli ve köklü bir alt yapı ile besili atlar hazırlamaları, bir vücudun azalan gibi bütünleşmeleri gerekir. Allah'ın dininin yeryüzüne hakim olması için müminlerin canları evladları ve dünyada sahip oldukları bütün varlıkları ve imkanları ile cihad etmeleri istenmektedir. Kendini Nefsini değiştirmeyen kavmi, Allah değiştirmeyecektir. 13/11 Değişimi istemek için de memnuniyetsizliğin olması gerekir. Durumdan memnun olanlar değişim kelimesini telafuz etmeyi bile düşünemezler. Unutulmamalıdır ki imanın ilk ve temel şartı olarak reddedilen tağut, basit ve içi boş bir kavram değil, Nadiye'si, Ahzab'ı, Cunud'u, Mele'si, Mütrefin'i, Karye'si, Ahbar'ı, Atalar dini ve muhabese'si olan canlı, organik ve oturmuş bir yapıdır. İslam toplumunun bu canlı, organik ve oturmuş tağutu yoketmek için ve yine tağutun kendilerini yok etmemesi için alternatif bir güç oluşturmaları gerekir. "Size ne oluyor ki; Allah yolunda infak etmiyorsunuz. Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Elbette içinizden fetih'ten önce infak edip savaşanlar daha sonra infak edip savaşanlarla eşit değildir. Onların dereceleri sonradan infak edip harcayanlardan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı va'detmiştir. Allah amellerinizden haberdardır. 57/10 “Kârlı ticaret işte budur!” Gençlik çağını Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hizmetinde geçiren ve çok hadis rivayet eden sahabe Hz. Enes radıyallahu anhu anlatıyor “Medine’de ensar arasında en fazla hurmalığı bulunan Ebû Talha radıyallahu anhu idi. En sevdiği malı da Mescid-i Nebevî’nin karşısındaki Beyruhâ adlı hurma bahçesiydi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de bu bahçeye girer ve oradaki tatlı sudan içerdi. “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, birre iyi kulların derecesine eremezsiniz.”Âl-i İmrân; 92 ayet-i kerimesi nazil olunca, Ebû Talha Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanına geldi ve – Ya Resulallah! Cenâb-ı Hak sana “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, birre eremezsiniz” âyetini gönderdi. En sevdiğim malım Beyruhâ adlı bahçedir. Onu Allah rızâsı için sadaka ediyorum. Allah’dan onun sevabını ve ahiret azığı olmasını dilerim. Beyruhâ’yı Allah’ın sana göstereceği şekilde kullan, dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu – Ne mutlu sana! Kârlı ticaret işte budur! Seni duydum, Ebu Talha. Onu akrabalarına vermeni uygun görüyorum. Ebû Talha – Öyle yapayım ya Resulallah, dedi ve bahçeyi akrabaları ve amcasının oğulları arasında taksim etti. Buhârî, Müslim Malın infak edilmesi şartı Ashabı kiram, bir ayet nazil olduğu zaman hemen onunla amel etmeye koşuyorlardı. Kendilerinden bir fedakârlık istendiği zaman, “Bir başkası yapsın” diye sağlarına sollarına bakmıyorlar, hemen öne atılıyorlardı. Onlar işte bu sayede üstün ve örnek oldular, gökteki yıldızlar gibi yolumuzu aydınlattılar. Tabiîn nesli ve daha sonra onları örnek alan zahidler, abidler ve sûfiler de bu ahlakı benimsediler. Öyle ki, Ferüdiddin Attar hazretleri, tasavvuf yolunun büyüklerinden Cüneyd-i Bağdadî’nin, kendisinden feyz almak içi sohbet halkasına katılmak isteyenlere malını mülkünü dağıtmasını şart koştuğunu nakleder. Tasavvuf yolunda nefse ve dünyaya karşı arzuları azaltıp, Allah’a ve ahirete karşı rağbeti artırmanın birinci şartı olarak, malını infak etmek şartı koşulmuştur. Malumdur ki, insan elindeki varlıkları en çok sevdiği şeye veya kişiye harcar. Harcadıkça da sevgisi ziyadeleşir. Çünkü kendi nefsinden kısıp ona verdikçe, onun sevgisini kazanır. İnsan kendini nereye ait hissederse yatırımını oraya yapar. Kendini dünyaya ait hissederse dünyasını mamur etmeye bakar; ama dünyada fani olduğunu, asıl vatanının ahiret olduğunu idrak ederse yatırımını ahirete yapar. Sufilerin cömertlik ahlakına dair menkıbelerden birinde anlatılır; samimi bir sûfi, malını mülkünü cömertçe dağıtıyordu. Akrabaları onu şikayet etmek için sohbet arkadaşlarına geldiler. “Her şeyini dağıtıyor, ilerde yoksul düşüp perişan olmasından korkuyoruz. Ona biraz nasihat edin” dediler. Sohbet arkadaşları kendisine neden böyle yaptığını sorunca sûfi şöyle cevap verdi “Bir insan bir yere taşınacaksa artık arkasında mal mülk bırakır mı?” Gönlünü Allah’a ve ahiret yurduna bağlamış olan samimi bir mümin için dünya, konulup göçülen bir uğrak yeridir. Burada fazla yerleşmeye bakmaz, elindekileri önden gönderir. Elbette bu insanın imandaki derecesiyle alakalıdır. Tasavvuf yolunun esaslarını anlattığı risalesinde İmam Kuşeyrî, cömertliğin dereceleri olan sehâ cömertlik, cud el açıklığı ve îsâr başkalarını nefsine tercih meselesi hakkında şöyle demektedir “Hak dostlarının cömertlik ahlakında ilk mertebe sehâdır. Her kim ki elindeki imkânlarının birazını verir ve biraz da kendine bırakırsa o kimse sehâ sahibidir. Her kim ki elindekinin çoğunu verir; kendisi için az bir şey bırakırsa, işte bu kimse de sâhib-i cûd’dur. Her kim ki verme hususunda başkasını kendi nefsine tercih ederse, işte o kimse îsâr sâhibidir.” İnfakta destan yazanlar… Sahabe-i kiramın büyükleri ellerine geçen imkânları Allah yolunda infak etme hususunda birer destan kahramanı gibiydi. Bilhassa Hz. Ali ve Hz. Fatıma radıyallahu anhuma, çok dar imkânlarla geçinmeye çalışırken dahi ellerindekini veriyorlardı. Onların, üst üste üç gün, tek yiyecekleri olan arpa ekmeğini tam iftar vaktinde kapıya gelen muhtaçlara verip, suyla iftar ettikleri rivayet edilmiştir. Onlar, kendileri muhtaç iken elindeki son nimeti de Allah rızası için vermek gibi yüksek bir ahlaka sahiptirler. İşte tasavvuf ehli, onların bu yüksek ahlakına fütüvvet ahlakı demiştir. Fütüvvet, delikanlılık, yiğitlik manasına gelir ama daha çok arkadaşını kendinden çok düşünmek ve onun için cömertlik ve kahramanlık yapmak manasında kullanılır. Tasavvuf ehli de Allah yolunda din kardeşini kendi nefsine tercih etmeyi böyle yüksek bir ahlak olarak görmüştür. Esasen insan kendi nefsinden kısmadan asla infakta bulunamaz. Çünkü insan imkânları kısıtlı, ihtiyaç ve arzuları ise sınırsız derecede çok olan bir varlıktır. Elbette bu sebeple eline geçeni hırsla sahiplenmeye, biriktirip yığmaya temayülü vardır. Herkesin malı, mülkü, parayı sevmek için kendince bahanesi vardır. Kimi tokluk, rahatlık, çalışmadan yaşamak gibi basit seviyede gayeler için malı sever, kimi aile kurmak, çoluk çocuk yetiştirmek için… Kimisi başkalarına el açmamak, zillete düşmemek, şerefiyle yaşamak için imkân sahibi olmak ister. Kimisi ise başa gelebilecek hallere karşı bir kenarda biraz birikimi olsun diye arzu eder. Çünkü para her kapıyı açan bir anahtar gibi görülür, maddi imkânların her sorunu çözebileceği zannedilir. Veren Allah’tır Aslında düşünülecek olursa, para ve mal insana Allah’ın takdir ettiği şeylerden öte hiçbir şey sağlamaz. Bir insanın sıhhati olmasa, altından taht üzerinde otursa da afiyet içinde yiyip içemez; rahat bir gece uykusu geçiremez. Allah insana hayırlı bir aile ve evlat nasip etmese, para hiçbir meseleyi çözmez. Şeref ve izzeti veren de Allah’tır; insan hasbelkader bir musibete uğrar da saygınlığını kaybederse para onu geri getirmez. Allah-u Zülcelâl insanı bir belaya uğratmayı dilemişse, hırsla topladığı mal ve paralar onu muhafaza etmez. Allah dilerse onu malın mülkün fayda vermeyeceği belalara uğratabilir yahut elindekileri bir musibetle yok edebilir. İşte memleketimize sığınan Suriyeli kardeşlerimizin durumu, buna en güzel örnek değil mi? Onlar da tıpkı bizler gibi, işi gücü, evi barkı, tahsili, makamı, çevresi, itibarı olan kişilerdi. Ülkelerinde iç savaş ve katliamlar başlayınca hayatta kalan çoluk çocuklarını alıp alelacele komşu ülkelere sığındılar. Şimdi ne dükkanları var, ne daireleri, ne tarlaları, ne düzenli maaş aldıkları işleri… Kendi memleketlerinde geçerli olan diplomaları burada geçmiyor, orada tıp, mühendislik okumuş gençler bile tekstil atölyelerinde üç kuruşa çalışarak ailelerine nafaka götürmeye durum onlara mahsus değil; pekala bizim de başımıza gelebilir. Bir depremle yok olur saltanatımız… Mesela devamlı bahsettikleri deprem ağır bir yıkıma sebep olsa, ne yapabiliriz? Adapazarı depreminden sonraydı, burada apartmanı olan bir iş adamı fakir düşmüştü. Aslında apartmanını bizzat kendi yaptırmış ve çok kaliteli malzeme kullanmış. Zaten apartman yıkılmamış, ama temel sarsılınca ve yan taraftaki bina onun üzerine doğru yıkılınca eğilmiş ve oturulamaz hale gelmiş. Bu gibi örneklerden de anlaşılıyor ki elimizdeki hiçbir şey mutlak manada bir güç kaynağı değildir; bizi hiçbir şeyden korumamaktadır. Allah’ın insan için takdir ettiği neyse o olmaktadır. Buna tam manasıyla inanmış bir mümin asla mala mülke gönül bağlamaz; onu mutlak bir güç kaynağı saymaz. Aksine elinde bulunanları bir emanet bilir; Allah’ın emri ve rızası doğrultusunda sarf eder. Çünkü bilir ki, ya o mal bir süre sonra elinden çıkacak yahut o malını bırakıp ölecek! İşte yaşadığı müddet içinde, önden gönderdikleri kendisine fayda verecek… İnfak edene pişmanlık yok! Bir insan için dünya ve ahirette arzu edilecek en büyük nimet, huzur ve selamettir. İnsanın korku ve üzüntülerden kurtulması, tam bir huzura kavuşması ne büyük bir mükafattır. İnsanı infak etmekten alıkoyan en büyük endişe, “Ya verdiğim için yoksul düşersem, gayri ihtiyari üzüntü duyar, verdiğim için pişman olur da iyiliğimi boşa çıkarırsam” korkusudur. Hâlbuki şimdiye kadar, sırf Allah rızası için, halisane bir niyetle infakta bulunup da sonra pişman olan kimse olmamıştır. Çünkü bu konuda Allah’ın garantisi vardır, Allah-u Zülcelâl kendi rızası için infak edenlere üzüntü ve korku çektirmeyecektir. Allah-u Zülcelâl, malını infak edenlere çok büyük bir müjde veriyor “Mallarını gizli ve açık olarak gece ve gündüz harcayan kimseler var ya, iste onların Rableri katında güzel karşılıkları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” Bakara; 274 Bunu gerçek hayatta birçok örnekte açıkça görebiliriz; Allah-u Zülcelal, rızası için harcama yapanlara muhakkak, ya yerine daha hayırlısını verir veya o kişiyi mala, mülke muhtaç olmaktan müstağni ihtiyaçsız kılar. Mesela bir hanım tanıyorum, hep fakir kuran kursu talebelerine burs verirdi, sonra kocası iflas etti. Onun çocukları da başkalarının verdiği bursla okudu ve faydalı insan oldular. Belki de Allah-u Zülcelâl onlara babalarının malından daha helal bir rızık nasip etmişti. Eğer zamanında vermemiş olsaydı, iflas sırasında elinden her şey gittiği gibi o verdikleri de gidecekti. Allah-u Zülcelâl, kulunun sevdiği şeyleri halisane bir şekilde, sırf Allah’ın rızasını arayarak harcamasına değer vermektedir. Bilhassa Müslümanların dar günlerinde, İslam’ın henüz zafere ulaşmadığı, sıkıntılı ve kuşkulu bir dönem geçirdiği imtihan zamanlarında Allah’a iman ve tevekkül ederek parasını harcayanı daha farklı mükâfatlandırmaktadır. Müslümanlar Mekke’yi fethedip Arap yarımadasında hakim duruma gelince birçok kişi Müslüman olmuştu. Allah-u Zülcelâl, ilk Müslümanların fetihten önceki dönemde yapmış olduğu fedakârlıkların daha üstün olduğunu bildirerek yeni Müslümanların bolca hayır hasenat yapmaya davet etti “Niçin malınızı Allah yolunda harcamıyorsunuz? Oysa gökler ve yer Allah’a miras kalacaktır. İçinizden Mekke fethinden önce mal harcayanlar ve savaşanlar, daha sonra mal harcayanlar ve savaşanlarla bir değildirler. Onların derecesi daha sonra mal harcayıp savaşanların derecesinden daha üstündür. Bununla birlikte Allah her iki gruba da en güzel ödülü vadetmiştir. Allah sizin neler yaptığınızı bilir.”Hadid; 10 Malumdur, bir ticarette veya yatırımda risk yüksekse ekseriyetle kâr da yüksek olur. Bunun gibi, İslam’ın zayıf olduğu zamanlarda bu dinin mutlaka üstün geleceğine iman edip, tabiri caizse, buna yatırım yapmak, elbette daha üstün bir mükâfat getirecektir. Esasen Allah’ın kimsenin fedakârlığına ihtiyacı yoktur, ancak bizim kendimizdeki imanı kökleştirmek için böyle fedakârlıklara ihtiyacımız vardır. Ruh ve nefsin çağrısı İnsan her sabah yatağından kalktığında, iki çağrıya muhatap olur; ruhu Allah’a ve ahirete çağırırken, nefsi dünyalık elde etmeye çağırır. Ne yazık ki nefis çok arsızdır, hiç susmaz; hiç vazgeçmez, insanı kendi hevesatının peşine düşürmek için türlü hileler yapar. Ruh ise nazlıdır, kendisine değer verilmezse susar, vazgeçer. Bu sebeple kişi arsız nefsinin elinden yakasını kurtarmak için onu biraz zayıflatmalı ve gücünü, etkisini kırmalıdır. Nazlı olan ruhunu diri tutmak için ona daha fazla değer vermeli, onu güçlendirmeli, aziz ve şerefli tutmalıdır. İnsan malı mülkü çok, imkânları geniş olduğu müddetçe dünyayı sever, ahireti unutur. Nefsi dünya zevkleriyle keyiflendikçe azgınlaşır. Benliği dünyevi üstünlüklerle şımardıkça dik başlı hale gelir, Allah’a boyun eğmekten yüz çevirir. Bir yoksula hatası için uyarıda bulunulsa her ne kadar öğüdünü tutmasa bile en azından sert cevap vermez ama malı mülkü, makamı ile şımarmış bir kişi, öğüdünü tutmadığı gibi bir de karşısındakini azarlar. Bu da nefsin dünyalıkla nasıl kabardığının ispatıdır. Bizler, Allah-u Zülcelâl’in ulu’l-azm Peygamberlerinin istemediği veya kendilerine verilmemiş şeylere talip oluyor ve bunları kendimiz için iyi zannediyoruz. Hâlbuki iyi olsaydı, Allah-u Zülcelal Hz. Musa aleyhisselamı, mazlum ve müstazaf bir kavmin peygamberi değil, güçlü kudretli ülkenin padişahı yapardı. Yahut Hz. İsa aleyhisselamı kavminin önde gelenleri tabi olur, onu liderleri ve ordularının komutanı seçerlerdi. Peygamberimiz, Allah’ın Habibi idi, ne istese verilirdi ama Allah’tan dünyalık bir şey istemedi; dua hakkını bile ahirette şefaat etmek için sakladı. Dünyada eline ne geçtiyse Allah’ın rızasını kazandıracak yerlere sarfetti, fakir gibi yaşadı. Bizler onun gibi olamıyorsak bile hiç değilse dünyalık biriktirdiğimiz kadar ahirete de yatırım yapalım. Kendi çocuklarımızı düşündüğümüz gibi ümmetin yoksul mültecilerini düşünelim. Belki de verdiğimiz bir miktar sadaka bizi daha büyük felaketlerden koruyacak. Bizim kapımıza gelmiş muhtaçlara el uzatırsak belki onların durumuna düşmekten muhafaza olacağız. Bu bizim için bir nimet sayılmaz mı?

allah yolunda infak ile ilgili kıssalar