amerika türkiye ye neden saldıramaz
1406.2012 Peace Aggrement, Conditions and Details 1-The state of war between Bulgaria and Turkey comes to an end and peace treaty will be valid until 5 July 2012.2-Bulgaria will attack to Turkey and wipe from map, to close current NE battles.3-After condition #2, Bulgaria gives back all regions which occupied from Turkey.Bulgaria is not going to win any RW against Turkey,
Ambargoyalanmış. İran'a ağır ekonomik yaptırım uygulayan, müttefiklerini de buna zorlayan ABD'nin aslında ambargoyu kendisinin deldiği ortaya çıktı. İran Dışişleri Bakan
Nükleerbir füze kullanılamaz. Ve ısrail türkiye ye verdiği olanca zarara rağmen çıkarma yapamaz. Biz ısrail ile uğraşırken başka bir ülke de bize saldıramaz. Her şey oldu bitti. Iş memleketi savunmaya geldi. Tüm dünya bilir ki ülkesini en iyi türkiye savunur. Dışa güdümlü bir hava ordumuz var. Ve deniz ordumuz da öyle.
Türkiyenin Kıbrıs Türklerini, Rum-Yunan zulmünden koruma politikasının karşısında olan Biden, 1987'de ABD'nin Türkiye'ye ambargo uygulaması için
Türkiye “hadi aslanım Irak’a model olacaksın” gazına gelip Amerika’nın yanında savaşa girer ve Saddam devrilirse, Türkiye Irak’a değil, Saddam sonrasının 3 parçaya bölünmüş Irak’ı kaçınılmaz olarak Türkiye’ye model olacak. Kıbrıs zaten AB’ye gidecek. Ege’de yeni sınırları AB belirleyecek.
my heart will go on piano chords. Olası Suriye Operasyonuna Mitingle Tepki Türkiye, Suriye’nin kuzeyine operasyon yapma planını gündemde tutarken, Halkların Demokratik Partisi HDP ve Demokratik Bölgeler Partisi DBP, Diyarbakır’daki mitingde, bu planlara tepki gösterdi. Konuşmalarda, olası operasyonların Türkiye’deki krizi derinleştireceği vurgulandı
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM'nin açılış günü Suriye'nin kuzeydoğusuna olası müdahale ile ilgili olarak “Maalesef, özellikle Fırat'ın doğusunda bu yöntemle arzu ettiğimiz neticelerin hemen hiçbirine ulaşamadık. Türkiye'nin artık bu konuda kaybedecek tek bir günü dahi yoktur. Geldiğimiz noktada, kendi yolumuzda devam etmekten başka çaremiz kalmamıştır'' açıklama sonrası Fırat’ın doğusuna olası askeri müdahale yeniden gündeme geldi. ABD'nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal, bir Amerikan yetkilisinden alıntı ile, Türkiye'nin bir askeri müdahalesi olursa "Suriye'nin kuzeydoğusundan çekilmekten başka bir yolumuz kalmayabilir'' şeklindeki sözleri de yeni bir tartışmaya yol Müslim, bu konuda kendilerine iletilen bir bilginin olmadığını, ABD ile vardıkları mutabakatın sürdüğünü söyledi. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Carla Gleason, Türkiye'nin ABD ile koordine içinde bulunmadan Fırat'ın doğusuna yapacağı bir müdahalenin ABD için "çok ciddi endişe" demek olacağını özellikle Müslim, ABD yeşil ışık yakmadan Türkiye’nin bölgeye saldıramayacağı düşüncesinde. Sınır bölgesinde ise hareketlilik var. Türkiye tarafında havada ve karada askeri hareketlilik var. Güvenli Bölge’de ise ABD askerleri ile Türk askerleri ortak devriyelerini gün içinde de sıcak gelişmeleri PYD Sözcüsü Salih Müslim ile konuştum. Müslim’e Ali Babacan ile Davutoğlu’nun ayrı ayrı kuracakları partilerle ilgili görüşlerini de sordum. Salih Müslim, Davutoğlu’nun partileşmesini AKP’yi kurtarma adımı olarak yorumladı, Gül-Babacan ikilisinin partileşmesinin ise daha gerçek buldu. Müslim’in CHP’ye de Suriye konulu konferansa kendilerini çağırmamasından dolayı eleştirileri Fırat’ın doğusuna yönelik tehditleri son günlerde yeniden arttı. Oysa ABD arabuluculuğunda Güvenli Bölge konusunda bir uzlaşmaya varılmıştı. Ankara neden yeniden böyle bir rotaya girdi?Ankara’nın tehditleri durmadı, baştan beri vardı. Ankara’nın 2011”den beri peşinde olduğu plan vardı. Şimdi başka yollarla bunu kullanmaya çalışıyor. DAİŞ’i kullandı, başka grupları kullandı başaramadı. Şimdi açık açık “sınırın öbür tarafına gideceğim, demografik yapıyı değiştireceğim” diyor. Bir anlaşma oluştu. Amerikalılarla, Türkiye ve SDG arasında bir anlaşma oldu. Bu anlaşmayı da beğenmiyor. benim istediğim undan daha fazla, bunu kabul etmiyorum’ diyor. Tüm dünyayı karşısına almış durumda. Bu tehditleri kabul etmek mümkün Deyr ez Zor’da IŞİD’in kimi eylemleri var. Uyuyan hücreleri uyanıyor. Bunun zamanlaması da sanki ikisi Türkiye ile DAİŞ arasında bir anlaşma varmış gibi. Zamanlama çok ilginç. Acaba Türkiye IŞİD’i yeniden canlandırmak mı istiyor?Çok aktif şekilde Deyr ez Zor’da güçleniyor. Yakalanan DAİŞ elemanları da zaten Türkiye ile ilişkilerin olduğunu söylüyor. “Türkiye bizi eğitti, destekledi, Türkiye bizi finanse etti” diye açık açık söylüyorlar. Sanki Türkiye DAİŞ’i kurtarmaya çalışıyor gibi görünüyor. Bu tüm dünyanın gözü önünde oluyor. Türkiye halkının buna bir şey demesi gerekiyor. Sekiz yıldır Suriye’deki siyaseti engellemeye çalışıyorlar, DAİŞ’i tekrar canlandırmaya çalışıyorlar. Bu Türkiye halkına zarar bölgeye yönelik planı tam olarak nedir? Neyi amaçlıyor?Açık açık söylüyorlar. Erdoğan’ın BM’deki konuşması herkesin önünde yapıldı. “Bölgeye iki milyon mülteciyi yerleştireceğim” diyor. Şam, Humus, Hama’dan getirilen ve Türkiye’de içinde olan Arap-Sünni insanları bölgeye yerleştirmeye çalışıyor. Kürtleri, Süryanileri, Türkmenleri, Demokratik Özerkliği oluşturan buradaki oluşumları hepsini yok edip, kendi istediği bölgeyi oluşturmak istiyor. Bunun maliyetini de Avrupa’dan alacak. Böyle bir planın peşinde. Hayali mi görüyor, nedir? Bu sadece demografik yapıyı değiştirmek değil de, kendi çıkarları peşinde bir oluşum gerçekleştirmek istiyorlar. Artık Misak-i Milli mi diyecekler? Misak-i Milli başka bir şeydi. Selefi-Sünni Misak-i Milli yapmak istiyorlar. Bu da çökertme planının bir sadece demografik yapıyı değiştirmek değil mi?Kendi istediği doğrultuda bir oluşum yapacaklar. Kendi isteği doğrultusunda Sünni oluşum istiyor? Bilmiyorum artık Bağdadi’yi mi başka birini mi getirecek? Bağdadi Rakka’dayken, Türkiye’deki yönetim çok memnundu, ilişkileri vardı, ticaret yapıyordu. Türkiye kendi eliyle Bağdadi hilafeti gibi bir şey yapmak Türkiye’nin Özerk Yönetim ile ilişik geliştirmesini, ticaret yapılmasını istiyor musunuz?Biz komşuyuz. İster istemez beraber yaşayacak. Böyle düşünceler, böyle bir zihniyet ilişkileri zehirliyor. Tarihi ilişkilerimiz var. Hiçbir zaman Türkiye’deki halklara karşı değiliz. Tam tersine beraber bir şeyler yapmak istiyoruz. Hem bizim lehimize hem Türkiye’nin lehine. Ama Bağdadi düşüncesi mi, selefi düşünce mi diyelim, AKP’nin zihniyetiyle bu olmaz. Bu artık bütün halkın içindeki düşmanlığı besliyor. Bazı halkları yok etmeye çalışıyor. Aynı 1915’te Ermeniler Suriye’ye kaçmışsa, buraya sığınmışsa, kalkıp bunları da yok etmeye çalışıyor, yetmiyor, Kürtleri de bitirmeye çalışıyor. Herkese karşı bir fetih meselesi var. Yunanistan, Kıbrıs, Suriye, Irak’a karşı bir savaş var, İran ile çelişkiler var. Türkiye halkını zehirlemiş. Bu zihniyet böyle devam PYD olarak bölgeye dönüşlere karşı mı çıkıyorsunuz? Özerk Yönetim, dönüşler konusunda sorun mu yaratıyor?Hayır efendim. Biz baştan beri çağrımızı yapıyoruz. 2013 yılından beri Türkiye insanları bölgeden gitmesi için teşvik ediyordu. Biz ise tam tersine, herkesin topraklarında, evlerinde kalmasını istedik. Şimdi de istiyoruz. Sen köyünü kime bırakıp gidiyorsun? Bir Selefiye mi bırakıyorsun, yahut Erdoğan’ın istediği insana mı bırakıyorsun? Buradan göç eden her insan bizim için bir zarardır. Dönmesi gerekiyor. Biz böyle düşünüyoruz. Ama bu bir iskan planıdır. İnsanların kendi yerlerinden göçe zorlayıp, başka bir yere yerleştirmeyi kabul etmiyoruz. Baas rejiminin Araplaştırma planı vardı. Arap köyler planları vardı. Araplar vazgeçmiş ama bu kez Erdoğan vazgeçmiyor. İlla ki bölgeye Sünni Arapları, Selefileri yerleştireceğim diyor. Tıpkı Afrin’e yerleştirdiği gibi. Biz buna karşıyız. Buradaki Arap, Kürt, Süryanilerin göç etmesi bizim için zarar ve dönmelerini istiyoruz. Bu bizim ve buradaki Özerk Yönetim’in politikasıdır ve çok çağrılar da planı, başka bölgelerden insanları mı buraya yerleştirmek?Doğrudur. Kerküklü Türkmenleri Cerablus’a, Azez’e yerleştirmişse, başka yerlerden getirip buraya yerleştirmek istiyorlar. Türkiye’nin AKP’nin ölçüsü yerli halk değil. Sünni, selefi olmasına bakmıyor. Başka yerlerden mesela Uygurlardan, Tacikistan’dan getirdiklerini bizim bölgeye yerleştirmek istiyor. Böyle bir planın geçtiğimiz günlerde Suriye konulu bir konferans düzenledi. Ama Özerk Yönetim’den kimse çağrılmadı. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Biz de katılmak isterdik. Politik bir çözüm bulmak için keşke böyle bir toplantıya katılabilseydik. Maalesef CHP’nin politikası artık AKP’nin yaptıklarını sanki başka türlü uygulama istiyor. Bir devlet politikasıymış gibi ele alıyor. AKP’nin başaramadığı bazı şeyleri CHP başarmak istiyor. AKP rejiminin Suriye rejimi ile ilişki kurmasını, bu doğrultuda hareket etmesini istiyor. Yanlış bir politika. CHP’nin şimdiye kadar Güvenli Bölge - güvenlik mekanizmasıyla ilgili bir sözü yok. Bu kadar katliam, Selefilerin desteklenmesi, DAİŞ’in yanında yer alınmasına CHP’nin hiçbir eleştirisi yok. Sanki meşruymuş gibi, tüm bunlar devlet politikasıymış gibi. Biz PYD ile olarak CHP ile Enternasyonel’de birlikteyiz. Oradaki politikaları da tam AKP’nin hizmetine yarıyor. Bu da CHP’ye Gül’ün desteğinde Ali Babacan ile eski Ahmet Davutoğlu ayrı ayrı partileşmeye gidiyor. Siz Ankara’ya geldiğinizde, temaslarda bulunduğunuzda Gül Cumhurbaşkanı, Davutoğlu ise Başbakandı. Şimdi o dönemin iki önemli aktörü iki ayrı oluşum olarak partileşmeye gidiliyor. Siz bu oluşumları nasıl bakıyorsunuz?Bunların hepsi dindar kesimden insanlar. Abdullah Gül’ün geçmişi var. 2000’lerden önce 1997-98’de Dışişleri Bakanlığı bile yapan bir isim. Abdullah Gül’ün tutumu biraz değişik daha gerçekçi. Ali Babacan ise zaten ekonomist. Türkiye’yi krizlerden kurtaran birisi. İkisi beraber olursa sanırım iyi yönde değişebilir. Ama Davutoğlu ise bir mühendislikti. Erdoğan sattıysa da ama birçok konularda aynı politikayı uygulamışlardı. Türkiye’yi bu duruma getirmede Davutoğlu’nun bir payı var. Bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Sanki Davutoğlu’nun politikası AKP’yi kurtarmak için başka bir adımdır. Böyle düşünüyorum. Ama diktatörlük içerisinde bunların başaracağını pek sanmıyorum, kolay kolay olmayacaktır. Abdullah Gül, Babacan’ın izleyeceği politika olursa, veyahut bırakılırsa, izin verilirse daha gerçekçi olacağını basınında, bir ABD’li yetkiye dayandırılan haberde, Türkiye’nin olası askeri müdahalesi durumunda ABD askerlerin bölgeden çekilmekten başka çaresi kalmayabilir iddiası gündeme getirildi. Türkiye bölgeye saldırırsa, sizce böyle bir durum yaşanır mı? Böyle bir duyum size de geldi mi?Buradaki yetkililerden bize iletilen böyle bir şey yok. Böyle bir şey de olmamıştır. Daha önce ABD ile bizim tarafımızda varılan mutabakat ABD ve koalisyon güçlerine rağmen bölgeye müdahale edebilir mi?Sayın İlhan Ehmed’in de belirttiği gibi her hangi bir hareket olursa, ABD’den yeşil ışık yakılmadan olamaz. Ben de bu kanıdayım. Türkiye ABD’den yeşil ışık alamadan bir şey haber toplam 20163 kişi tarafından görüldü. Son Güncellenme021026
Demokratik Suriye Meclisi MSD Eşbaşkanı Emine Umer, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik herhangi bir operasyonu ABD’nin onayı olmadan yapamayacağını kaydetti. Umer, uluslararası koalisyonun da çözümü “diyalogda” aradığını söyledi. Tayyip Erdoğan’ın operasyon sinyalinin ardından Kuzey ve Doğu Suriye bölgesinde seferberlik ilan edilirken, MSD Eşbaşkanı Umer, Mezopotamya Ajansı’na MA olası operasyon ve sonuçlarını değerlendirdi. “DAİŞ’E KARŞI MÜCADELE SEKTEYE UĞRAR” Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik “tehditlerinin” yeni olmadığını belirten Umer, neredeyse günlük olarak Erdoğan’ın kendilerini tehdit ettiğini söyledi. Bu açıklamaların bölgeyi savunan Demokratik Suriye Güçleri’nin QSD IŞİD’e karşı kazanım elde ettiği bir süreçte geliştiğine işaret eden Umer, “MSD olarak böylesi bir saldırı girişiminin Suriye krizinin çözümüne hizmet etmeyeceğini belirtmek istiyoruz. Hangi tür sorun olursa olsun, diyalog yoluyla çözmekten yanayız. Çözüm; tehdit ve saldırılarla gelmez. Şimdi DAİŞ’e karşı savaşıyoruz. Bu onlara karşı verdiğimiz son savaştır. Kısa bir süre içinde DAİŞ tamamen yok olacak. Bu durum DAİŞ’e karşı verilen mücadeleyi sekteye uğratır. Eğer Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik bir saldırı olursa, DAİŞ’e karşı verdiğimiz savaş durur ve onlarla olan savaşımız daha da uzar. Olası bir saldırı bölgede büyük bir kaosa neden olur. Kendisiyle birlikte birçok sorunu da getirir” dedi. ABD VE KOALİSYON İLE İLİŞKİLER Uluslararası Koalisyon başta olmak üzere ABD’nin Suriye’de bulunmasının bir amacı olduğunu belirten Umer, onun da IŞİD’e karşı savaşmak olduğunu kaydetti. IŞİD’in bitirilmesinden sonra ABD’nin İran’a karşı bir savaş hazırlığı içinde olacağını dile getiren Umer, ABD’nin İran’ın bölgedeki etkisini tamamen kırmak istediğinin altını çizdi. İran’ın ise Rusya ve Türkiye’ye dayanarak, Suriye sahasında hareket kabiliyeti elde ettiğine dikkatİ çeken Umer, şöyle devam etti “Böylesi politikalar izleyerek, Suriye toprakları içinde var olabiliyor. Onun için koalisyon, bir savaştan çok Türkiye ve Kuzey ve Doğu Suriye Bölgesi’nin diyalog yoluna girmesini istiyor. Ve bu temelde çalışma yürütüyor. Bugün onlar da bölgeye yönelik bir saldırının gerçekleşmesini istemiyor. Çünkü bu durum herkes için farklı planlar ortaya çıkaracaktır. Rusya saldırının olması için dört gözle bekliyor.” “ABD NETLEŞSİN” ABD’nin bazı platformlarda bölgeyi savunduğunu dile getirdiğine de değinen Umer, şunları söyledi “Ama öte taraftan Türkiye bölgeye saldırabileceğini ve operasyonlar gerçekleştirebileceğini söylüyor. Durum böyleyse Türkiye nasıl ABD’ye rağmen hareket edebiliyor. ABD’nin de burada netleşmesi gerekiyor. Eğer ilerlediğimiz günlerde saldırılar olursa demek ki uluslararası güçler kendi aralarında bir anlaşmaya gitmişlerdir. Çünkü Türkiye ABD’ye rağmen bir yere saldıramaz.” “TOPRAKLARIMIZI SAVUNACAĞIZ” Olası bir saldırıya karşı hazırlıklarının olduğunu vurgulayan Umer, topraklarını savunacaklarını belirtti. Bu konuda hem askeri hem de siyasi olarak hazırlıklarının olduğunu ifade eden Umer, herkesin olduğu gibi kendilerinin de Suriye sahasında bir politika ve siyasete sahip olduklarını kaydetti. İzledikleri siyasetin aynı zamanda bir çözüm yolu da önerdiğine dikkatİ çeken Umer, “Bölgeyi krize sokabilecek bir adımdan çok çözüm eksenli hareket ediyoruz. Bu anlamda diplomatik ilişkileri de kuruyoruz. Bunun altını çizerek söylüyoruz. 7 yıldır nasıl mücadele ettiysek ve ayakta kalabildiysek bundan sonra da olabilecek her türlü saldırıya karşı topraklarımızı savunacağız. Halkımız da bunu böyle bilsin.” KAYNAK MA
Prof. Dr. Yaşar ONAY Akademisyen-Yazar Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nin ABD Türkiye’ye saldıracağı yönünde yapılan yorumların artış göstermesi üzerine, söz konusu iddiaların gerçeklik payının bulunup bulunmadığı tartışma konusu olmuştur. Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nin ANKASAM sorularını yanıtlayan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Onay, dehşet senaryolarına itibar etmediğini ve devletlerarası politikanın kulaktan dolma bilgilerle kavranamayacağını belirtti. Biz çok duygusal ve romantik bir milletiz. 1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya üye olmasının ardından ABD’nin stratejik ortak olarak anıldığını; ancak stratejik ortaklığın olaylara aynı pencereden bakmayı gerektirdiğini söyleyen Onay, “Türkiye’nin NATO üyeliği, Soğuk Savaş şartlarındaki konjonktürel bir gelişmeydi. Bahsi geçen dönemde Türkiye, NATO ittifakına dahil edildi. Ancak hiçbir zaman müttefik olarak değerlendirilmedi.” dedi. Onay’a göre, nasıl ki uluslararası ilişkilerde psödo-devlet pseudostate şeklinde tanımlanan, devlet görünümündeki devletçiklerden bahsediliyorsa, Türkiye de NATO için bir müttefikten ziyade, müttefikimsi bir ülke konumunda bulunuyor. Buna istinaden Onay, Küba Krizi esnasında Türkiye’nin gözden çıkarılması, Johnson Mektubu, 1974 Kıbrıs Çıkarması, Türk muharebe zırhlısı Muavenet’in batırılması ve Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirilmesi gibi tarihsel hadiselere değinerek taraflar arasında bir stratejik ortaklıktan bahsedilemeyeceğini vurguladı. Onay, uluslararası politikada kalıcı dostluklardan ziyade; çıkarların önemli olduğunu ve bu nedenle değişen koşullar temelinde şekillenen ortaklıklardan bahsedilebileceğini dile getirerek ABD ile stratejik ortak konumunda olmamanın herhangi bir sorun teşkil etmediğini ifade etti. Türkiye, neden stratejik bir ortak arayışı içinde anlamak mümkün değil. Son dönemde gelişen Türkiye-Rusya yakınlaşmasına da değinen Onay, basında ve akademik dünyada yapılan Ankara ile Moskova arasında stratejik ortaklık ilişkisi tesis edildiği yönündeki yorumların yersiz olduğunu söyledi. Bu bağlamda Onay, ne Rusya’nın ne de ABD’nin Türkiye’nin stratejik ortağı olmadığını ve konjonktürel durumun gerektirdiği şekilde ülkelerin zaman zaman yan yana geldiğini belirtti. ABD, Ortadoğu’daki ulus-devletleri tasfiye etmek istiyor. ABD’nin bölgede kısa ve uzun vadeli çeşitli hedefleri olduğunu, bu kapsamda ulus-devletleri tasfiye etmek istediğini ve Arap Baharı’yla başlayan sürecin de buna işaret ettiğini vurgulayan Onay, söz konusu planın Libya, Mısır ve Irak gibi ülkelerde halihazırda uygulamaya geçirildiğini, Suriye’de de uygulanmak istendiğini ve sonrasında da İran’ın hedef alınacağını öne sürdü. Türkiye’nin güvenliği noktasında ise Onay, “Sıra İran’a gelmeden Türkiye’ye gelmez. Dolaysısıyla Ankara açısından sıcak savaşa dönüşecek bir tehdit yok.” yorumunu yaptı. Öte yandan ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı baskı stratejilerinden vazgeçmediğine de dikkat çeken Onay, yaklaşık iki yüz adet geminin Ege’deki varlığını hatırlattı. Kısa süreli çatışma olabilir. Doğu Akdeniz’de toplanan gemilere istinaden Yunanistan’la kısa bir çatışma riskinden bahsedilebileceğini ifade eden Onay, böyle bir durumda büyük devletlerin müdahalesinin kaçınılmaz olacağı yorumunu yaptı. Onay, “Türkiye-ABD ilişkileri, stratejik ortaklık seviyesinde değildir. Müttefiklik düzeyinde de değildir. Biz, ABD’nin gözünde müttefikimsi bir ülkeyiz.” şeklinde konuştu. İran tasfiye edilmeden sıra Türkiye’ye gelmez. “İran’ın aradan çıkarılmasından sonra, sıra Türkiye’ye de gelebilir.” diyen Onay, “Türkiye’nin önemi, jeopolitik konumundan kaynaklanıyor. Bizi sevdiklerinden değil. Soğuk Savaş bittikten sonra, ABD tehdit algılamasının merkezine Rusya’yı koydu. Türkiye, Rusya’ya giden coğrafya üzerindeki önemli bir ülkedir. Bu nedenle de jeopolitik olarak Türk topraklarından vazgeçmezler. Ancak Türkiye’de, kendileri gibi düşünen ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket edebilecek olan kukla bir yapı kurabilirlerse, ülkemizi bir kan deposu olarak kullanılabilirler.” açıklamasında bulundu. Ayrıca Onay, ABD’nin Lozan Anlaşması’nı tanımadığını ve bunun Türkiye’nin sınırlarının Washington tarafından kabul edilmemesi anlamına geldiğini söyledi. Türkiye ve Rusya; Ortadoğu, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de örtüşen çıkarlara sahiptir. Ankara ve Moskova’nın örtüşen çıkarları doğrultusunda birlikte hareket ettiğini ve bunun doğal olduğunu dile getiren Onay, Türkiye’nin ikili ilişkilerdeki heyecanlı yaklaşımına rağmen; Rusya’nın itidalli tutumundan ödün vermediğine dikkat çekti. Onay, “Rusya’nın PKK/PYD gibi terör örgütlerine ilişkin tutumu, bizim istediğimiz noktada değil. Bu da Moskova’nın kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini göstermektedir.” yorumunda bulundu. Bu bağlamda Ankara-Moskova hattındaki yakınlaşmanın konjonktürel olduğunu vurgulayan Onay, “Türkiye’nin yapısal anlamda Rusya’yla ilişki kurmasına; yani ikili münasebetleri derinleştirmesine içinde bulunduğumuz ittifak sistemi izin vermez.” dedi. Dehşet senaryolarının uygulanabilirliği yok. Son olarak sosyal medyada ABD’nin Türkiye’ye saldıracağı yönündeki iddiaları değerlendiren Onay, Türkiye’nin NATO sistemi içerisinde bulunduğunu ve bunun sıcak savaşı engelleyici bir faktör olduğunu söyledi. Onay, “NATO’ya girmemiz stratejik bir hata olabilir. Ancak çıkılması çok daha büyük bir hata olur. Türkiye, bugüne kadar, orta büyüklükte bir devlet olarak hep denge politikası uygulamaya çalışmıştır. Denge durumunu göz ardı ettiği zamanlarda da çeşitli sorunlarla yüzleşmiştir. Dolayısıyla biz klasik denge politikamızın değişmez ilkelerini hayata geçirmeye çalışmalıyız. Unutmayın ki karşımızda bir haydut devlet vardır.” diyerek sözlerini tamamladı. Duygu ERGÜRTUNADuygu Ergürtuna, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü son sınıf öğrencisidir. Erasmus Değişim programı kapsamında bir akademik dönemi Birleşik Krallık’ta bulunan University of Glasgow’da geçirmiştir. Çok iyi derecede İngilizce, başlangıç düzeyinde ise Almanca bilmektedir. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli düşünce kuruluşlarında birçok konferans ve seminere katılan Ergürtuna, Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’ndeki stajını sürdürmektedir.
Türkiye’nin NATO’ya girmek istemesinin en önemli nedeni, Sovyet tehdidi karşısında, kendisini koruyabilecek bir askeri ittifak içinde yer alabilmekti. Bu nedenle NATO’ya girmek konusunda oldukça kararlı olan Türkiye, örgütün kurulduğu 1949’dan itibaren üye olmak için girişimlerde bulundu. Ancak Mayıs 1950 de CHP Hükümetinin ve kısa bir süre sonra Ağustos 1950’de ise yeni kurulan Demokrat Parti Hükümeti’nin NATO’ya üyelik için yaptığı başvurular reddedildi. Üyelik başvurularının reddedilmesinin temel nedeni, NATO ülkelerinin, Türkiye’nin üyeliğe kabulü halinde, bunun örgüte gereksiz bir yük ve sorumluluk yükleyeceğini düşünmeleriydi Türkiye NATO’ya 18 Şubat 1952’de girdi. Hatta üyeliğe kabul edilebilmek için Birleşmiş Milletlerin çağrısı üzerine, Kuzey Kore’ye karşı, Güney Kore’nin yanında savaşmak üzere Kore’ye 1950’de bir Türk birliği gönderildi. Bir dönem İsrail, Kıbrıs Rum kesimi, İsveç ve Finlandiya NATO'ya girmek istedi ama Türkiye karşı çıkınca giremediler! Şimdi NATO'ya girmek isteyen ülkeler çoğaldı, Türkiye onay verecek mi belli değildir. ABD dahil, hiçbir ülke, NATO ülkelerine saldıramaz! Bir saldırı NATO'ya yapılmış sayılır. ABD'ye kızıp NATO'dan ayrılırsak ülkemize saldırılar daha kolay olur. NATO'ya girdikten sonra, SOVYET tehditleri sona ermişti! Şu anda 29 üye ülkeye sahip olan NATO’ya üye olan devletler tarih sırasına göre şunlardır BELÇİKA 1949 KANADA 1949 DANİMARKA 1949 FRANSA 1949 İZLANDA 1949 İTALYA 1949 LÜKSEMBURG 1949 HOLLANDA 1949 NORVEÇ 1949 PORTEKİZ 1949 BİRLEȘİK KRALLIK 1949 ABD BİRLEȘİK DEVLETLERİ 1949 YUNANİSTAN 1952 TÜRKİYE 1952 ALMANYA 1955 İSPANYA 1982 ÇEK CUMHURİYETİ 1999 MACARİSTAN 1999 POLONYA 1999 BULGARİSTAN 2004 ESTONYA 2004 LETONYA 2004 LİTVANYA 2004 ROMANYA 2004 SLOVAKYA 2004 SLOVENYA 2004 ARNAVUTLUK 2009 HIRVATİSTAN 2009 KARADAĞ 2017 Yorum Gönder 0 Facebook Yorumları 0 Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.× Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. 8 Ağustos Pazartesi 2022 Tarihli Karikatürümüz Üye Girişi
amerika türkiye ye neden saldıramaz